Kışta
yağmurda kendi sessizliğine bürünüveren sokaklar, yazın gelmesiyle
birlikte canlanmaya başladı. Kızlar seksek oynuyor, oğlanlar iki taştan
oluşan kalelerini kurarak futbolun cambazlıklarını sergiliyor. Camdan
cama komşu muhabbetleri, sokak aralarında yapılan düğün ve kına geceleri...
Sokaklarında bir kimliği, sokaklarında bir ruhu var!
Uzun zamandır yazmak istiyordum sokakların dilini. Özellikle televizyon
kanallarına konu olan mahalleli dayanışmasını görünce, kaybolan komşuluk
ilişkilerinin değerini daha iyi anlıyor insan. Bu dizilerin neden
çok reyting yaptığını da...
Şimdilerde sokaklar, çoğu birbirinin kopyası olan, soğuk beton bloklarının
egemenliğine boyun eğip, modern esintilerin kurbanı olsada, renkliliği
ve kendine has özelliklerinden bahsedilmese de, bir zamanlar her birinin
ayrı bir havası; tarihi dokusu kadar, yaşayan insanlarıyla bütünleşen
farklı bir kimliği de vardı. Dertlerde, zevklerde birlikte paylaşılırdı
sokak sakinlerince.
Komşulardan çoğunun yüzünü bile hatırlamadığınızı, yıllardır aynı
binayı paylaştığınız halde bazılarıyla henüz tek laf bile etmemiş
olduğunuzu, bayram günleri geldi mi, rahatsız olmamak için uzaklara
bir yerlere kaçmak isteyişinizi, değil birlikte mahalleliyi korumayı,
bir apartman içindeki sakinlerin bile ortak kararlarda buluşamayışını
geçirin gözünüzün önünden.
Ah, peki neymiş eski sokakların o güzelliği, o tadı... O dönemde yaşayan
insanlar sayesinde güzeldi o eski sokaklar der Ahmet Nedim Nazlıcan
bir yazısında ve şöyle anlatır eski sokakları...
“Pencere ve balkonları ıslak çamaşırlarla dolduran annelerin karşı
komşularla olan muhabbeti, ağlayan bebelerin ya da taşan yemeklerin
yanık kokusuyla kesilse de, gerçek dostlukların imrendiren tabloları
süslerdi o neşeli sokakları. Düğünler orada yapılır, sevgililer gidecek
başka mekanları olmadığı için merdivenlerin aralığında dertleşir,
sokak sakinlerinin vokali eşliğinde sevdalara dalarlardı.
Sokakların bir diğer süsü de bakkallar, berberler, terzilerdi. Özellikle
o küçücük dükkanlarında müşterileriyle sıcak dostluklar kuran bakkalların
veresiye defterlerine yazılarak yapılan alışverişler, karşılıklı güvenin
getirdiği sıcak değerlerdendi.
Sıcak yaz akşamlarında, kahvehanelerin kapı önlerini ıslayan çaycıların
serinlettiği duvar diplerinde, nargilelerini içen amcaların keyifli
sohbetlerine, masalarda oyun oynayan tavla veya pişpirik tutkunlarının
rekabetinden yansıyan şen kahkahalar karışır; yoldan geçen güzel kızlara
kesik atan sevdalı gençlerin hevesleri, mahallenin namusunu korumaya
yeminli bıçkın delikanlıların kabadayı pozlarıyla sekteye uğrardı.
O günlerin tek eğlencesi olan radyoların cızırtılı sesleri, her saat
başı ajans haberlerine dikkat kesilen meraklı dedelerin kulaklarının
pasını siler, sonrasında da günün sevilen melodileri sokaklara taşarak
ahaliyi keyiflendirirdi. Şimdilerde uykuları bölen araba alarmlarının
uyarıcılığını, o zamanlar geceleri belirli aralıklarla sokaklardan
geçen yorgun bekçilerin uzun soluklu düdük sesleri gerçekleştirmekteydi.”
O eski sokaklar şimdi kabuk değiştirdi. Artan kalabalıkların ve park
yeri sıkıntısı yaşatan arabaların doldurduğu sokaklar; aceleyle yapılmış
ince asfaltların bağrında açılan çukurlar, ardından yapılan yamalar
ve birbirini tanımayan, selamlaşmayan insan yığınlarının öne çıktığı
bir kimliğe dönmüş durumda. Bir zamanlar, tarihi ve kültürel zenginliğinden
gelen kimliğiyle etkilediği insanlarına, dostluğun, sevginin ve birlikteliğin
en güzel örneklerini yaşatmış olan o sıcacık mekanlar, bugün yerlerini,
geçmişini özlemle aradığını belli eden teknoloji vurgunu sokakların,
dev ve soğuk yüzlü binaların gölgesinde kalmış buruk çehresine bırakmış
durumda. Bilmem ki, şimdi sokağından mutlu olan çok kimse var mıdır?