Say 35


Say 36


Say 37


Say 38


Say 39


Say 40


Say 41


Say 42

 


N. Cansu OSEMEN
cansu@zeytinyayingrubu.com

SOKAKLARINDA BİR RUHU VAR!

      Kışta yağmurda kendi sessizliğine bürünüveren sokaklar, yazın gelmesiyle birlikte canlanmaya başladı. Kızlar seksek oynuyor, oğlanlar iki taştan oluşan kalelerini kurarak futbolun cambazlıklarını sergiliyor. Camdan cama komşu muhabbetleri, sokak aralarında yapılan düğün ve kına geceleri... Sokaklarında bir kimliği, sokaklarında bir ruhu var!
      Uzun zamandır yazmak istiyordum sokakların dilini. Özellikle televizyon kanallarına konu olan mahalleli dayanışmasını görünce, kaybolan komşuluk ilişkilerinin değerini daha iyi anlıyor insan. Bu dizilerin neden çok reyting yaptığını da...
      Şimdilerde sokaklar, çoğu birbirinin kopyası olan, soğuk beton bloklarının egemenliğine boyun eğip, modern esintilerin kurbanı olsada, renkliliği ve kendine has özelliklerinden bahsedilmese de, bir zamanlar her birinin ayrı bir havası; tarihi dokusu kadar, yaşayan insanlarıyla bütünleşen farklı bir kimliği de vardı. Dertlerde, zevklerde birlikte paylaşılırdı sokak sakinlerince.
      Komşulardan çoğunun yüzünü bile hatırlamadığınızı, yıllardır aynı binayı paylaştığınız halde bazılarıyla henüz tek laf bile etmemiş olduğunuzu, bayram günleri geldi mi, rahatsız olmamak için uzaklara bir yerlere kaçmak isteyişinizi, değil birlikte mahalleliyi korumayı, bir apartman içindeki sakinlerin bile ortak kararlarda buluşamayışını geçirin gözünüzün önünden.
Ah, peki neymiş eski sokakların o güzelliği, o tadı... O dönemde yaşayan insanlar sayesinde güzeldi o eski sokaklar der Ahmet Nedim Nazlıcan bir yazısında ve şöyle anlatır eski sokakları...
      “Pencere ve balkonları ıslak çamaşırlarla dolduran annelerin karşı komşularla olan muhabbeti, ağlayan bebelerin ya da taşan yemeklerin yanık kokusuyla kesilse de, gerçek dostlukların imrendiren tabloları süslerdi o neşeli sokakları. Düğünler orada yapılır, sevgililer gidecek başka mekanları olmadığı için merdivenlerin aralığında dertleşir, sokak sakinlerinin vokali eşliğinde sevdalara dalarlardı.
      Sokakların bir diğer süsü de bakkallar, berberler, terzilerdi. Özellikle o küçücük dükkanlarında müşterileriyle sıcak dostluklar kuran bakkalların veresiye defterlerine yazılarak yapılan alışverişler, karşılıklı güvenin getirdiği sıcak değerlerdendi.
      Sıcak yaz akşamlarında, kahvehanelerin kapı önlerini ıslayan çaycıların serinlettiği duvar diplerinde, nargilelerini içen amcaların keyifli sohbetlerine, masalarda oyun oynayan tavla veya pişpirik tutkunlarının rekabetinden yansıyan şen kahkahalar karışır; yoldan geçen güzel kızlara kesik atan sevdalı gençlerin hevesleri, mahallenin namusunu korumaya yeminli bıçkın delikanlıların kabadayı pozlarıyla sekteye uğrardı.
      O günlerin tek eğlencesi olan radyoların cızırtılı sesleri, her saat başı ajans haberlerine dikkat kesilen meraklı dedelerin kulaklarının pasını siler, sonrasında da günün sevilen melodileri sokaklara taşarak ahaliyi keyiflendirirdi. Şimdilerde uykuları bölen araba alarmlarının uyarıcılığını, o zamanlar geceleri belirli aralıklarla sokaklardan geçen yorgun bekçilerin uzun soluklu düdük sesleri gerçekleştirmekteydi.”
      O eski sokaklar şimdi kabuk değiştirdi. Artan kalabalıkların ve park yeri sıkıntısı yaşatan arabaların doldurduğu sokaklar; aceleyle yapılmış ince asfaltların bağrında açılan çukurlar, ardından yapılan yamalar ve birbirini tanımayan, selamlaşmayan insan yığınlarının öne çıktığı bir kimliğe dönmüş durumda. Bir zamanlar, tarihi ve kültürel zenginliğinden gelen kimliğiyle etkilediği insanlarına, dostluğun, sevginin ve birlikteliğin en güzel örneklerini yaşatmış olan o sıcacık mekanlar, bugün yerlerini, geçmişini özlemle aradığını belli eden teknoloji vurgunu sokakların, dev ve soğuk yüzlü binaların gölgesinde kalmış buruk çehresine bırakmış durumda. Bilmem ki, şimdi sokağından mutlu olan çok kimse var mıdır?

 





RADYO ZEYTİN
101.5




ZEYTİN DERGİSİ

Sayı 39 ( Mayıs 2005 )